Tuesday, June 17, 2008

Konuşmacılık notları

Kayseri havaalanında bir konferanstan dönüş yolunda oturdum kendi kendime, günü kendim için özetliyorum. Kahve satılan bölümdeyim. İzmir uçağı yolcularından bir Ayşegül hanım, iki elinde dünyagüzeli ikiz kızları ile “rahatsız edebilir miyim?” diye yaklaştı. Çocuklarını büyütürken, kitaplarımı okuduğundan söz ederek, gönlümü okşadı. Başka bir “rahatsızlık” vermeden uzaklaştığında, sabah beri düşündüğüm ama söze dökülebilir düşünce haline gelememiş bir “şey” kafamda netleşiverdi. Yazdıklarımı beğenerek (ya da bazen beğenmeyerek) okuyanlar, konuşmalarımda dinleyici olanlar ile ne çok ortak yanım var? Zaman içinde mi benzeşiyoruz, yoksa benzeştiğimiz için mi yazdıklarım, söylediklerim onları buluyor? Gündelik hayata, başka insanlara yaklaşımlarına bakınca, başkasını rahatsız etmekten çekinen, sırasını bekleyen, haksızlık etmek istemeyen... bu bence olumlu, bir çoğunca zamana aykırı özellikleri kendime yakıştırarak kibirlendiğime hükmetmeyin lütfen; sadece değer verdiğim, kendimde olmasını istediğim özellikler olarak sıralayıp tanımlıyorum. Bu yazı için önemli olan kısım, benzeştiğim insanlar olduğunu hissetmenin verdiği mutluluk. Yalnız olmadığım duygusunu sevdiğime kanaat getiriyorum. Aynı hissi, birkaç saat önceki konuşmadan sonra elinde yanında getirdiği kitabımı bana imzalatmak isteyen bir başka dinleyici ile konuştuğumda da hissetmiştim. Yazıp çizmenin ödülü, hayatta yüzü aynı yöne dönük insanlarla omuz omuza olmak mı yoksa?
Bu bazen de, bir ödül olmaktan çıkabilir. beklentilere uymaya çalışmak, sevenlerin yüzünü kara çıkartmamak gibi “performans baskısı” unsurları, cesur olmaya, doğru bildiğini yapmaktan ziyade onaylanacak, sevilecek biçimde davranmaya (daha önemlisi o biçimde yazıp çizmeye) yol açabilir. Bu bir tür tutarlılık gibi gözükse de, aynı zamanda ciddi bir muhafazakârlaşmayı da getirebilir. Bildiğimi okuyarak ve yazarak kurulan bu sıcak temasın ne yöne gideceğini kontrol etmek de benim işim aslında; tutucu ve kendini sevdirici eğilime kapılıp gitmemek de... Duygudaş ve fikirdaş hissettiğim insanların da farklı bir beklentisi olmayacaktır diye umarım. Bugünkü diğer blog-notum da aynı konuda...
Neyse, şimdi güvenlik noktasına yürümeli, ondan önce “genel bilgi toplama” masasındaki polis noktasında kayıt olmalıyım. Neredeyim, ne yaptım, hangi uçağa bindim ? Meraklı bir devlet. Tabii ki, bizi korumak ve kollamak için.

4 comments:

SS said...

Yankı Bey, inanın her iki yazınızı da tam da sizinkilerle eş değer duygularla ve bir o kadar da duygusallıkla...
Birilerinin aykırı olacak kadar erdemli olabilmesine tanıklık etmek, okumak, duymak bir o kadar sevindiriyor beni de, kibirden öte. Ne güzel!
Ve her bir yazınızı okuduğumda "işte bu, tam da benim düşündüklerim" dediğim bir şeyin olması (pop psikolojisi mottolarını kullanmamız gibi yani ;) )Ne güzel!
Zaman mı bizi benzeten, yaşadıklarımız bilinmez ama, yalnız değiliz ne güzel...

Ebru said...

Yazdıklarınızı inanılmaz bir zevkle takip ediyorum. Üye olduğum her forumda, kendi sayfamda mutlaka size ait yazı vardır.Heyecanla "aaa biliyor musunuz" dediğimde Yankı Yazgan'dan söz edecek sanırım:) der beni tanıyanlar. Çocuğumu büyütürken, kendim büyürken anlarken/anlamlandırmaya çalışırken inanılmaz destekleriniz için sonsuz teşekkürler.
Web sayfamda sayfalarınıza link vermek isterim izniniz olursa.
Ve değerli vaktiniz içerisinde bir gün uğrarsanız çok mutlu olurum.

www.nehirida.net

Anonymous said...

elbette duygular cok güzel de, bu durumda,cember daralıyor gibi sanki benim anladıgım,yani benzerler birarada. Gereklilik ise; bize teget olan ve hatta uzak olan cemberleri etkilemek sanıyorum.Bu rahatsız edici durumu düsünmeden,hayıflanmadan duramıyorum.(savaş çığlığı değil tabii kastettiğim)inşallah havanda su dövmüyoruzdur.

Anonymous said...

everyman'in dünyevi mesajı-iyi davranışlar insana ölümüne kadar eşlik eder ve dalgalanarak sonrakikuşaklara aktarılır- İrving Yalom son kitabında,dalgalanma kavramıyla,ortak merkezli halkalar yaratma etkisini anlatıyor..
Çember daralmıyormuş yani,yanıldığımı bildirir,özür dilerim...(cevap gelmedi kimseden ama ben kafamda bu soruyla yol alırken bu gün tesadüfen kipada kitabı gördüm ve cevaben beni rahatlattı,tavsiye ederim)