- Yazarak düşün (el ile yazmak otomatik bir süreç olduğu için yazma için ayrı çaba gerekmez; el hareketleri ile beyinde yarattığın aktivite dil/düşünce bölgelerini aktifleştirir).
- Karşıt görüşte birisinin fikirlerini dinle, benimsemeye çalış. Şikayet eden birisine kulak ve hak ver (ki seni harekete geçirsin).
- Roman oku (başkalarını anlamayı öğrenmek, farklı perspektifler edinebilmek için eşsiz bir fırsat).
- Sürüncemede bıraktığın herhangi bir işin ilk bölümünü yap (büyük projelerin adamı olmaktan vazgeç ki büyük projeler yapabilesin).
- Yapmayı tasarladığın işe kafandaki bitmiş halinden başla; süreci geriye doğru sararak adımları belirle (sürecin değişik yöne gitme olasılıklarını daha iyi görmeni sağlar).
- Bugüne gelecekten baktığında bugün yaşadıklarını nasıl hatırlayacağını tahmin etmeye çalış (insanlar geçmişi o sıradaki hislerinden daha olumlu hatırlar).
- Vücudunu ve ellerini kullandığın işlere zaman ayır (bulaşık yıka, yerleri fırçala, kitapların tozunu al, bahçe çapala).
- Yapsam mı acaba? diye tereddüt ettiğin bir şeyi yap (uzun süredir aramadığın birisini aramak aklına geldiyse, ara, ihmal etme; ziyaret etmen iyi olur diye düşündüğün sıkıcı bir aile büyüğünü ziyaret et).
- Bir seferde bir iş yap (bir yandan televizyon seyredip, bir yandan yemek yeme… Bir tercih yap).
- Güneşin batışını ve doğuşunu izle (içinde yaşadığımız doğanın varlığını hissetmek için iyi bir yol).
Saturday, February 18, 2012
Gündelik anları derinlemesine yaşamak için 10+1 fikir
Friday, February 17, 2012
feysbuk
Sunday, February 12, 2012
VIP çeşitlemesine devam
Saturday, February 11, 2012
bir elimizden tutan daha
ruhumu kaybettim
Akıl Çizgileri kitabının ingilizcesini hazırlamaktayım. tercüme yapıldıktan sonra tercüme kokusunu almak için bazı değişiklikler yapmam neredeyse 6 ayı aldı. bu arada yeni çizgiler, yok bir de 'ecnebiler' okur belki diyerek yeni paragraflar eklemeye kalkınca iş iyice karıştı.
Sunday, February 05, 2012
1950'den bir ses kaydı: görme özürlü bir hukuk öğrencisi amaçlarını anlatıyor
62 yıl öncesinden gelen bu seste, Gültekin Yazgan'ın ömrünün son 10 yılında gerçekleştirdiği körlerin kitaba erişim hakkını sağlama idealinin doğuşuna ilişkin bilgiler var:http://ia700305.us.archive.org/1/items/GultekinYazgan-TrtRadyosuRoportaji1950/gy-trtradyosu.mp3
Doğan Cüceloğlu'nun kahramanı
Thursday, February 02, 2012
babamı uğurlarken

Ayaza kesmiş bir İzmir gününde sonsuzluğa uğurladığımız Gültekin Yazgan'ın
cenaze törenine katılan-katılamayan, yüreğinden bir selam yollayan,
çelenk, bağış gönderen tanıdık tanımadık sevenlerine ve sayanlarına en
içten teşekkürlerimle.
Yeni Asır Gazetesi - TÜRGÖK kurucusu Yazgan geride 'ışığını' bıraktı.
http://www.yeniasir.com.tr/UcuncuSayfa/2012/01/31/turgok-kurucusu-yazgan-geride-isigini-birakti
Yeni Asır Gazetesi - Yazgan’ın yaktıı ışık hiç söndürülemeyecek.
http://www.yeniasir.com.tr/UcuncuSayfa/2012/02/01/yazganin-yaktigi-isik-hic-sondurulmeyecek
Hürriyet Gazetesi (Ege) - Yazgan gönül gözünü açarak veda etti.
http://www.hurriyet.com.tr/izmir/19807163.asp
Hürriyet Gazetesi Ege) - Son yolculuğuna uğurlandı.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=19816390&tarih=2012-02-01
Milliyet Gazetesi (Ege) – “Gönül gözü” hep açık kaldı.
http://www.milliyet.com.tr/-gonul-gozu-hep-acik-kaldi/ege/haberdetay/31.01.2012/1495955/default.htm
Milliyet Gazetesi (Ege) - ‘Kör uçuş’ son yolculuğuna çıktı.
http://gundem.milliyet.com.tr/-kor-ucus-son-yolculuguna-cikti/gundem/gundemdetay/01.02.2012/1496449/default.htm
Milliyet Gazetesi (Ege) - Görmeyen gözler Yazgan için ağladı.
http://www.milliyet.com.tr/gormeyen-gozler-yazgan-icin-agladi/ege/haberdetay/01.02.2012/1496486/default.htm
cenaze törenine katılan-katılamayan, yüreğinden bir selam yollayan,
çelenk, bağış gönderen tanıdık tanımadık sevenlerine ve sayanlarına en
içten teşekkürlerimle.
Yeni Asır Gazetesi - TÜRGÖK kurucusu Yazgan geride 'ışığını' bıraktı.
http://www.yeniasir.com.tr/
Yeni Asır Gazetesi - Yazgan’ın yaktıı ışık hiç söndürülemeyecek.
http://www.yeniasir.com.tr/
Hürriyet Gazetesi (Ege) - Yazgan gönül gözünü açarak veda etti.
http://www.hurriyet.com.tr/
Hürriyet Gazetesi Ege) - Son yolculuğuna uğurlandı.
http://
Milliyet Gazetesi (Ege) – “Gönül gözü” hep açık kaldı.
http://www.milliyet.com.tr/
Milliyet Gazetesi (Ege) - ‘Kör uçuş’ son yolculuğuna çıktı.
http://gundem.milliyet.com.tr/
Milliyet Gazetesi (Ege) - Görmeyen gözler Yazgan için ağladı.
http://www.milliyet.com.tr/
Monday, January 30, 2012
Kör Uçuş

'1939 Nisanının ilk günleriydi. İki ayı aşkın bir süredir yattığım Cerrahpaşa Hastanesi' nden taburcu olmuş, annemin kolunda çıkıyordum. Ne var ki bu çıkış hastaneye gelirken geride bıraktığım yaşantıma dönüş değildi. Allahaısmarladık bile diyemeden ayrıldığım sınıfıma,kitaplarıma, defterlerime ve de aydınlığa geri dönmüyordum. Yarım kalan oracıkta yarım kalmıştı. Yeni bir yola çıkıştı bu: Kör uçuş başlıyordu….'
Gültekin Yazgan'ın körlükle ve getirdiği engellerle 11 yaşından 83 yaşına kadarki mücadelesini anlattığı direnç ve direniş kitabı. Üçüncü baskısı yapıldı.
Sunday, January 22, 2012
üşütmeden ve üzmeden
19 Mayıs törenlerindeki format değişikliği önerisindeki çocukların üşüyeceği gerekçesi bence dahiyane bir ikna aracı. Törenlerin gençler için nasıl bir anlam taşımış olduğunun tartışma yeri bu köşe değil. Ama üşüme (daha doğrusu çocuğu üşütmeme) ülkemiz anne-babaların performans kriterlerinden birisidir. çocuğunu sarısarmalayıp mümkünse temiz hava ile hiç karşılaştırmadan askere yollayan ya da gelin eden, hayat boyu hiç üşütmeyen anne-babaların gururla sokakta dolaştıklarını görürüz.
ikinci önemli performans kriteri de çocuğu üzmemektir ('Ü'lere dikkat). çocuk üzülmesin diye yaptıklarımızı düşünün. en bohem olanlarımız bile anne-baba olmadan önce 'hayatta yapmayız' dediklerini bu gerekçe ile gerçekleştirirler.
Aç bırakmamak ölçütüne 'ü' harfi ile başlayan bir kılıf uydurduğumda değinirim. anne-babaları üzmeyip sevindirme maddesi (ergenlik dönemi için bir performans kriteri) alttaki başlıkta. Daha önce yayımlanmış bir paragraf.
Üzme, sevindir
Anne-babaların çocukların yetişkinlerle ilişkilerinde en çok hangi hedef-duygu güdüleyici, yön vericidir? Ilişkide sevindirmek mi, üzmemek mi ağır basmalı? ‘Haydi bakayım, ye yemeğini ya da yap ödevini yoksa üzülürüm, ayılırım bayılırım’ mı? Konuşmamı izleyen babalardan birisi ‘kızdırmamak’ın ülkemiz çocuklarının yetişkinlere yaklaşımındaki etkisini hatırlattı. Üzmemek ya da kızdırmamak ağırlıklı gidecekseniz, daha edilgen, fazla karıştırmayan bir tutum en garantilisi. Sevindirmek ise aktif ‘duruş’ gerektiren, eylemli bir tutum. Riskli… Amacınız olumlu, niyetiniz iyi (sevindirmek, hatta gururlandırmak) olsa bile otoriteye (bugün anne-babaya, yarın öğretmene, öbür gün doktora yargıca polise devlet başkanına) davranışlarınızla bir etki yapmayı hedeflemek demek olan sevindirmek yerine üzmemek ya da kızdırmamak kalıplarına dönmek daha emniyetli.
Friday, January 20, 2012
30 yıllık bir yazı: karikatür eleştirisi
30 yıllık bir yazı: Karikatür Eleştirisi İçin İpuçları- 1 (Edebiyat 81 dergisi, 1982)
Yankı Yazgan- Ali Firuz (Kutal)
Ülkemizde karikatür alanında bir eleştiri ortamı yaratılabildiği pek söylenemez. Eleştiriler genellikle bu karikatür iyi, bu kötü; bu güzel, bu çirkin; şu komik, şu değil; beğendim, beğenmedim türünden betimleyici nitelik taşıyor. Ölçütler, iyi niyet, duyarlılık, vb. gibi şeylerin ötesine gidemiyor. Daha yazımızın başında peşin peşin böylesine yargılar ileri sürmemiz yadırganmasın, bu keskin sözler en başta kendimize ve karikatürle ilgilenen tüm kişilere...Karikatürde nesnel eleştirinin geliştirilmesini istiyoruz, temel olay bu. Nesnellik de eleştiriye gökten zembille inmeyecektir elbette; yine tüm karikatürle ilgilenenlerin arasında oluşacaktır. Bu yazıdaki temel konumuz şu: karikatür eleştirisi; neden ve nasıl? İlk bölümde, yani ''neden'' sorusu üzerine tartışır ve görüşlerimizi belirtirken az çok kesin önermeler getirebileceğiz. Çünkü bu konuda çok kişinin kafası yıllardır süregelen tartışmalarla oldukça açıldı; biz yalnızca kendi açımızdan bir kez daha irdeleyip, yeniden başlangıca dönme olasılığını ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu arada kendimizce bazı düşüncelerimizi de ortaya koyacağız.
''Nasıl'' sorusuna vereceğimiz yanıtlar ise doğrusu tam anlamıyla ''hazır'' değil. Tartışmak yetersiz, belki toptan yanlış, ama sezgisel bir yöntem arayışının ürünleri. Elimizde karikatür alanına ait bu yönde ışık tutucu veri yok sayılır. Kendi kısıtlı deneyimlerimiz ve diğer sanat dallarındaki gelişkin eleştiri kuramları, gelenekleri var. Bir de,bu sezgisel arayışımızdaki sezgisel bileşen, bilinçten bağımsız bir şey olmadığı için; dünyayı ve insanı kavrayışımız da olumlu etken olmakta, yöntemimizin doğruluğunu sağlamakta. Zaten oluşacak karikatür eleştirisi bu konuda çok çaba gösterecek (göstermeye başlamış olan) çok kişinin dolaylı, dolaysız, karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya çıkacaktır. Eleştiri-özeleştiri yönteminin karikatürde geçerli kılınması da, eleştiri-özeleştiri ile olacaktır.
Bir kesime göre, karikatür eleştirisi laf yapmaktan öte bir şey değildir. Doğruluk payı taşır gibi gelen bu düşünce toptan yanlıştır. Geleneksel olarak, gerçek anlamda teoriye yabancı yetiştirilmiş kişileriz. Bu, kimilerinde ''şarklılık'' olarak adlandırılan bir özelliğin parçası. Bunun getirdiği öznellik, çırpıştırıcılık ve kolaycılık , teoriyi teoriden uzaklığı ya da teoriyi züppelik aracı olarak görmeyi getirdi. Sonuçta teori, daima kenarda kalan, bol lafı edilen yaşamla ilgisiz yığın olarak kaldı. Bu etkiyi karikatür alanında da, bu tür yaklaşımlar olarak görüyoruz. Karikatür eleştirisi oluşması için bu etkinin kırılması şarttır.
Bu yazıyı hazırlayan bizler de, uğraşı karikatür çizmek olan kişileriz. Yazarlığa fazla hevesli olduğumuz da söylenemez. Karikatür eleştirisi üzerine ''laf söylememizin'' tek nedeni ise daha iyi, daha güzel şeyler çizme isteği duymamız. Bu isteğin genellendiğini varsayıyoruz (öyle de). ''Laf yapma'' yani karikatür eleştirisi oluşturma (dolayısıyla karikatürün geliştirilmesi) isteği de genelleniyor. Bu yönde çıkacak seslerin birleşimi, yeni bir ses getirecektir.
Karikatürün ''üretici'' ve ''tüketicileri''
Karikatürle uğraşan kişiler ve karikatürü izleyen, gören kişiler; bir tür üretici ve tüketicilerdir. Özgül bir üretim ve özgül bir tüketim. Bireylerin büyük kesimi egemen ideoloji tarafından belirlenen normlara uygun düşünür, görür. Karikatür bununla mücadele eder; aynı zamanda üreticisi de kendinde bu mücadeleyi yürütür. Çünkü o da aynı ideoloji tarafından belirlenmiştir, o belirlenimden kurtulmak için düzenle ilişkilerini değiştirir; egemen ideolojinin ürününü belirleme gücünü minimuma indirmeye çalışır...ki benzer koşullardaki tüketicinin, yani kişilerin oluşturdukları toplulukların aynı yönde hareketini sağlamayı becersin.
Bu, zorunlu olarak üreticinin tüketicilerin dışına ve önüne düşmesini getirir. Aynı nitelikteki üretici, bu durumlarda genellikle tüketicilerin; kitlenin gerçekten dışına savrulmaktadır. Bu durumu belirleyen, düzenle ilişkileri; ideolojisi olmaktır. Toplumun genel düzeyinden üst basamaklara çıkabilen üretici, o basamaklara tüketicinin çıkma koşulunu sağlamakla yükümlüdür. Bu işi yapmasını ve yapış biçimini belirleyen ideolojisi ise küçüklüğünden beri kendisine eğitimle verilmektedir. Üretici ilerici düşünce olsa bile, bu yolla tüketici ile olan ilişkisi egemen ideolojiye göre oluşur. Kendi bulunduğu basamağa kolundan çekilerek çıkarmaya çalışır (ya da tüketiciyi beklemekle ömrünü tüketir). Sonuçta kendisi üst basamakta, tüketici alt basamakta etkinliklerini sürdürürler.
Tabi ki aynı eğitim tüketici için de geçerlidir. O da üretici ile olan ilişkisini aynı biçimde oluşturur; kolundan birinin tutmasını bekler, edilgin olur. Edilginlik belki de eğitimin verdiği en önemli özelliklerden biridir. Üreticiden kopukluğu, edildinliği artırmaktadır, edilginlik de iki yönden kopukluk oluşturmaktadır. Tüketicinin edildinliğine, bir de edilgin tüketiciler arasından çıkan tüketiciden kopuk üretici eklenir.
Eğitimden Yine Eleştiriye
Eğitim sisteminin oluşturduğu kolaycılık, üreticide kendini sıklıkla gösterir. Araştırmadan uzak durma, verili durumları değişmez olarak kabullenme ve ona göre davranma; belli başlı özellikler olmaktadır. Karikatür üreticisi ve tüketicisi ve de karikatürün kendisi, karikatür eleştirisindeki bu çerçeveden tüm nasibini almaktadır. Yeniliklerin, eski ve kokuşmuş olanın allanıp pullanıp takdiminden ibaret olduğu bir ortamdayız. Karikatür alanında, eleştiri üretimindeki çarpıkları düzeltmek, üretimi yönlendirmek, ilgili herkese bir şeyler vermek zorunluluğu vardır. Söylenenlerin etkisinin de somut olarak görülmesi gerekir.
Bu süreçte, karikatürü üreten kişiler ve karikatürün tüketicisi durumundaki toplulukların sorumluluklarının bilincine vardırılması gerekiyor. Eleştiren ve kendini eleştiren kişinin yaratılması, karikatür eleştirisinin üstünde bir iş ama genel olgunun bir parçası. Yaşamın her alanında, insanların sorunlarına kendilerinin sahip çıkması, çözmesi gerektiğine inanıyorsak karikatür eleştirisi de aynı perspektife dayanmalıdır.
Karikatürden beklenenin olması için ortamı oluşturmak, koşulları iyileştirmek ve tüketiciyi de eğitmek yol göstermek...en önemlisi eleştirme ve kendini eleştirme mekanizmasını kendiliğinden işler hale getirmek. Karikatür eleştirisi, en azından bunları yapmak için gereklidir.
Tuesday, January 17, 2012
Ava giden avlanır
Monday, January 16, 2012
Başkalaşalım mı, değişelim mi?
Başkalaşalım mı, değişelim mi? Jale Parla’nın son kitabındaki tanıma göre ‘Başkalaşım (değişimcilikten) şu farkla ayrılır: hiçbir reçete önermez; topyekun, ani ve sonunun nereye varacağının baştan bilinmediği bir başkalaşma hayal eder. Böyle olunca da, gerek siyasetçinin gerekse teklif sahibi aydının projesi olamaz; olsa olsa sanatçının hayali olabilir' (Parla ile Remzi kitabevinin bülteninde Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım kitabı hakkında yapılmış bir röportajdan, Irmak Zileli). Nedense burada çok iyi ifadesini bulan düşünce yıllar sonra tekrar karşılaştığım çok eski bir sevgili arkadaş gibi geldi. Projesi olmak ile hayali olmak arasındaki farkları hatırlamak iç ısıtıcı. Diğer yandan arada geçen yıllarda, 'hayal gerçekleştirme' ya da 'heyecan duyma' gibi naif sayılabilecek bohemce ruh durumlarını reklam ya da PR sektörünün sürekli ödünç almış olması bu duygumu aşındırıyor.
Bohemce demişken, genellikle küçümsenen, işe yaramazlık ya da 'entel serserilik' anlamına kullanılan bohem kelimesine Parla'nın yüklediği anlamı da alıntılayayım: 'kendini sanata (bilime de olabilir) adamış genç yeteneklere Balzac ve Murger'in yakıştırdığı sıfattır. Onlar para, pul, statüye önem vermez, tek fikir halinde ideallerinin peşinde koşar, bu uğurda aç ve açıkta kalsalar da vazgeçmezler.' Bo-bo diye bilinen Ayn Rand hayranı bohem burjuvalar için aynı şeyleri söyleyebilir miyiz?
Hayal'i düşünün; sonunda nereye varacağı belli olmayan, tekinsiz bir yoldan giderken ortaya çıkar. Bo-bo'ların rezervasyonsuz (ya da özel harcama ya da mil biriktirme kartlarının geçmediği) köfteciye bile gitmediğini düşünürseniz; belirsizliğe tahammül ölçütünü hayalperest ile proje adamı arasındaki ayrım için kullanabilirsiniz.