Friday, April 18, 2008

magazin

NTVde perşembe gecesi yayımlanan haydi gel bizimle ol programına ilişkin bir "magazin" yazısını akşam'da (21 nisan) yayımlamış olacağım. yzıya sığdıramadığım ya da uyduramadığım parça parça detaylara değineyim.
öncesinde duyduğum nedensiz tedirginliğin, programda ve sonrasında hoş bir rahatlığa dönüştüğü bir etkileşim oldu.
bir sürü konuya, çok akıllıca sorularla yanaştılar. sıkı hazırlık yapmış, işini ciddiye alan insanlar... pınar kür'ün yarın yarın adlı romanı lise yıllarımın kült romanı olmuş, beni, ergenlikte duyulan kuvvetli aşk özleminin cazibesi ile devrimci genç tipolojisine daha da bağlamıştı. romanın kadın kahramanının adını (Seyda) unutmamış olmam, bundan mı?
elvan kelimesinin rengarenk anlamına geldiğini elinde her renkten balonla sevgilisinin karşısına çıkan genç adamdan öğrenmiştim. onu da unutmadım.
öğrenmenin yüksek motivasyonla ilgisine kanıt arayan bunu kullanabilir.
müjde ar'ın aşk-ı memnudaki rolü, bihter'e köle/uşak beşir'i (ki o nihal'i seviyordu) yakıştırmamın sebebini de anlayamadım gitti. belki, bihter'e daha az zarar verir, bihter'den de istediği sevgiyi alırdı. bütün bu düşüncelerin hangi duygulara karşılık geldiğini bugün bile yeterince anlayamıyorum. psikoterapiye dönmek gerek belki de...:)
programdaki kadınlardan ikisini yarattıkları ya da canlandırdıkları kahramanlarla anlattığımı farkettim şimdi. yayın sırasında ise, hiç kurgusal bir yanları yoktu. sahici sahici sorular sordular, çalışkan yorumlar yaptılar.
pınar kür'ün bir önceki kitabımı bile alıp titizce okumuş olmasından, kendime "gurur yaptım". arada hiç esirgemeden söylediği övücü sözlerden kendimi bir tür yazar gibi hissettim.
müjde ar ise, tek kelime ile kıvrak sorular sordu; şaşırdım desem yalan olur.
çiğdem anad'ı, gazetedeki yazıda da belirttiğim gibi, haber programlarındaki cesur duruşuyla ilişkilendiriyor zihnim hep. cesaretin korkmamaktan çok farklı birşey olduğunu düşündüren, dik durabilen bir yanı var. bunu kendisine de söylemek lazım.
aysun kayacı'yı öncesinden bildikliğim az ("oy" tartışması hk düşündüklerii gazetede yazdım). mahzun, kırılgan bir hali vardı.
akşam bitti. içimde kuvvetli bir saygı duygusu ile ayrıldım. bir sürü bir sürü mesaj geldi. yıllardır medyatik deyince insanlar kızıyor, savunmaya geçiyorum, "hayır öyle değilim" diye. bu sefer nedense hiç kızmadım:))

ithaf kime?


kalbinle düşün, aklınla hisset'in ithaf sayfasındaki karikatür (başka bir yazı yok zaten)....
ben kimim diyenlere...
bunu ilk ne zaman söyledim diye düşündüm. galiba, 1970 yazında erdek'te avşa motorunu beklerken mi? annebabama bakıp, bunlar da kim, ben bunların çocuğu muyum, bundan emin olabilir miyim ki? diye sorduğumda...
sonra, 11 yaşına kadar bunu düşünmemiş olduğuma pek inanamadım. anne baba ile ilişkinin niteliğine yönelik bir sorgulamadan ziyade bir sahici merak. varoluşsal arayış diye görünüyor bugün bana.
bir
psikolojik tahlil yapma meraklısı birisinin binbir malzeme çıkartacağı bu basit merak, ben kimim, ve de sen kimsin soruları hayatımın temel izleklerinden (bu kelimeyi benimsemeye çalışıyorum) birisi oldu.

Wednesday, April 09, 2008

kalbinle düşün aklınla hisset


yeni bir kitap... yazılardan, çizilerden oluşuyor. çizgilerle, eklemelerle webde ve gazetede yayımlanmış olanlardan çok farklılaştığını söyleyebilirim; iyi mi, kötü mü, o ayrı.
kitap benim de elime yeni geçti, bakıp eklemeler yaparım.